4 Yılda Ne Değişti?
Göztepe'de Rasmus Ankersen dönemi dört yılı geride bıraktı. Türk futbolunda ilk kez bir yabancı yatırımcı grubu, Sport Republic çatısı altında İzmir'in köklü kulübüne talip olduğunda kafalarda soru işaretleri vardı. Ankersen, taraftardan gelen yaklaşık 500 soruyu tek tek derleyip yanıtlamış. Açıkçası bu hamle bile başlı başına bir yönetim tarzı göstergesi. Türkiye'de başkanların taraftarla bu kadar şeffaf iletişim kurduğu başka bir örnek hatırlamıyorum.
Sezon başlangıcı hiç de iç açıcı değil. İlk 4 haftada galibiyet yok, sadece 1 puan var ve sondan ikinci sıradasınız. Ama Ankersen'in anlattığı tablo, sadece bugünün puan cetveline bakarak anlaşılabilecek bir tablo değil. Adam açık açık diyor ki: "Bir veya iki sezon değil, 5 ila 10 yıl büyüyecek bir kulüp kuruyoruz." Bu cümle, Türk futbolunun sabırsız kültürüne ters. Bakın, bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum; sadece tespit.
Transfer Felsefesi: Romulo'yu Almak, Satmak Değil
Ankersen'in en çarpıcı örneği Romulo üzerinden geldi. Geçen sezon Leipzig'e satılan oyuncunun yerini doldurmak için 10 milyon Euro harcayamayacaklarını net bir dille ifade etmiş. "Gidip hazır bir Romulo satın alamayız" derken aslında tüm modeli özetliyor. Romulo'yu kimse fark etmemişken alacaksın, potansiyeli göreceksin, işleyeceksin ve sonra satacaksın. Bu bir döngü.
Peki bu döngü neden zorunlu? Kulübün yıllık 5-6 milyon Euro işletme zararı var. Ankersen bunu saklamıyor, aksine açıkça söylüyor. Finansal sürdürülebilirlik için oyuncu satışı kaçınılmaz hale geliyor. İkinci sebep, Avrupa'nın büyük liglerinden gelen teklifleri reddetmenin takım içi motivasyonu bozacağı gerçeği. Üçüncüsü ise Göztepe'yi genç yetenekler için bir basamak haline getirmek. Şöyle ki, oyuncu burada parlayıp üst seviyeye gidebileceğini bilirse, Göztepe'ye gelmeyi kabul ediyor. Bu da kulübün elini güçlendiriyor.
Mali Disiplin ve Adana Demirspor Uyarısı
Ankersen'in en dikkat çekici uyarısı Adana Demirspor üzerinden geldi. "Birkaç sezon aşırı harcayıp iki kez küme düşen bir Adana Demirspor gibi olmak istemiyoruz" diyor. Bu örnek rastgele seçilmiş değil. Son yıllarda Türk futbolunda bütçesinin üzerinde harcama yapıp çöküş yaşayan kulüplerin sayısı az değil. Göztepe yönetimi bu tuzağa düşmemekte kararlı.
Rakip takımların tek bir oyuncuya Göztepe'nin tüm kadro bütçesinden fazla kaynak ayırabildiği bir ortamda rekabet etmeye çalışıyorlar. Burada ufak bir not: Ankersen'in bahsettiği dikey oyun anlayışı, yüksek tempolu ve doğrudan hücum felsefesi, aslında bu mali kısıtların bir sonucu. Pahalı yıldızlarla topa sahip olma futbolu oynamak yerine, genç ve dinamik bir kadroyla hızlı hücumları tercih ediyorlar. Sistem, bütçeyle uyumlu.
Stoilov'a Gelen Teklif ve Altyapı Hamlesi
Stanimir Stoilov konusu ayrı bir parantez hak ediyor. Bulgar teknik adam, bu yaz Türkiye'nin büyük kulüplerinden birinden önemli bir teklif almış ve reddetmiş. Ankersen bunu açıkça söylüyor ve ekliyor: "Kendisine büyük bir saygı borçluyuz." Stoilov'un transfer süreçlerinde tam yetki ve onay sahibi olduğunu da belirtiyor. Bu, teknik direktöre duyulan güvenin somut göstergesi.
Altyapı ve tesisleşme tarafında ise arazi tahsis süreçleri devam ediyor. Dünya standartlarında bir akademi kurma hedefi var. Genç oyunculara şans vermenin doğal dalgalanmalar yaratacağını da kabul ediyor Ankersen. Yani bugünkü kötü başlangıcın, uzun vadeli planın bir parçası olabileceğini ima ediyor.
Kadro derinliğinin geçen yıla göre daha güçlü olduğunu söylüyor. Sakatlıklar nedeniyle bazı mevkilerde uyum sorunları yaşanmış. Ama Ankersen'e göre sorun kadro kalitesinde değil, uyum sürecinde.
TahminciDede yorumu:
Ankersen'in açıklamaları kulağa çok mantıklı geliyor, ancak Türkiye'de sabır en zor bulunan şey. Taraftar 4 haftada 1 puan görünce tepki gösteriyor, haklı olarak. Ama şu bir gerçek: Romulo gibi bir oyuncuyu 10 milyona satıp yerine aynı parayı harcamamak, kısa vadede sportif başarıyı geciktirir. Göztepe'nin bu modeli sürdürebilmesi için taraftarın da bu gerçeği kabul etmesi gerekiyor. Aksi halde her kötü sonuçta teknik direktör değiştirilir, her sezon başında yeni bir yapı kurulur ve o 5-10 yıllık plan hiçbir zaman hayata geçmez. Ankersen doğru şeyleri söylüyor; soru şu: İzmir bu sabrı gösterecek mi?